/ genel

Böğürtlen yemenin zen'i

20130809-190212.jpg

Bugünlerde dışarı çıktığımda yolumun üzerindeki yabani böğürtlenlerin keyfine varmaktayım. Böğurtleni dalından toplayıp yemenin bile bir zen'i olabileceğini gün geçtikçe görür oldum.

  • öncelikle toplamak için ek bir araç ya da farklı bir kıyafet giymiyoruz. yazın dışarı kısa kolluyla çıkıyorsak kısa kolluyla çıkıyoruz. yani öncesinden böğürtlen yemeye dair plan yapmıyor, bunu kendimize bir amaç ya da hedef haline getirmiyoruz.

  • böğürtlen toplayıp toplamayacağımıza dair bir karar da vermiyoruz. o anda yolumuzun üzerinde erişebileceğimiz şekilde böğürtlenler varsa ne ala. ulaşabildiğimiz olgunlaşmış böğürtlenleri usulca toplayıp yemek kadar keyifli bir şey yok. o anda bulunduğumuz yerde doğa bu meyveleri bize cömertçe sunmuş işte.

  • açgözlülükten sakınmak gerek. gözümüzü az daha yukarıda duran ve güneşi iyi gören böğürtlen öbeklerine dikersek mutsuz oluruz. nasılsa erişemeyeceğiz, onlara takılı kalıp hayıflanmanın pek bir yararı yok. ne çıkarsa bahtımıza, çıkmazsa da..

  • hatırlarsak, böğürtlen yemek planımız yani varacağımız son nokta değildi. haliyle tüm vaktimizi de buna ayırmıyoruz. sadece ağzımıza tat katacak kadar, belki birkaç tanr, belki de bir avuc kadar böğürtlen toplayıp yolumuza devam ediyoruz. her ulaşabildiğimizi yemek gibi bir mecburiyetimiz yok. bizim gibi yolunun üstünde birkaç tane böğürtleni ağzına armaktan mutlu olabilecek insanlar için de biraz bırakmalı. hem henüz olgunlaşmamış o kadar çok böğürtlen var ki... her seferinde bir avuç yesek bile 2-3 haftalık meyvemiz garanti. daha fazlası sadece daha fazlasını istememize sebep olur. zaten ilk yediklerimizin tadı asla sonrakilerde olmayacak. çünkü ağzimızın kimyası, tükrüğümüz uyum sağlayacak, zihnimiz bu tada alışacak.

  • fazla yukarı uzanıp parmak ucumuzda
    dengemizi kaybedersek canımız yanacaktır. böğürtlen çalıları hayli dikenli ve biraz da kurumuş polenlerden ötürü tozlu olurlar. dengemizi kaynettiğimizde ya batan dikenler ya da gözümüze kaçacak tozlar, bize açgözlülüğümüzü hatırlatan bekçilerdir.

  • farklı açılardan baktığınızda yaprakların altlarına da gizlenen pek çok ufak hazineyi keşfedebilirsiniz. bunun için en alışık ulaşma çabalarınızı kenara bırakın, aynı noltalara takılip kalmayın. taze bir zihin her seferinde yeni baştan bakacağından böğürtlen toplarken de farklı konumlarda, hiç de büyük çaba gerektirmeden bize o an yetecek kadar meyve toplayabiliriz.

  • kararında kalmaya karar verdiğimizde ağzımıza son attığımız böğürtlenin ekşi ya da az geçkin olmasının önemi yol. her zaman bir sonraki meyve, dha iyi bir tadı vaad edebilir. ama bu, açgözlülüğü besleyen, daha daha doye takılı kalmamıza sebep olan bir düşünce alışkanliğı sadece. bu son dediğimizde aldığımız tadı artırmaya çalışmıyoruz.

aslında bu fikirleri sadece böğürtlen yemek için değil, hayatta pek çok alanda kullanabiliriz. zaten bir işin ya da edinilecek malın ya da diğer hedeflerin böğürtlenden ne farkı var ki? ilk avucu yedikten sonra yeni bir zevk ya da tat vermeyeceğine bahse girerim.

20130809-190330.jpg