/ genel

Forumlar neden başarısız olmaya başlıyor?

Her forumda değil elbette, ama gezebildiğim bazı forumlarda gözlemlediklerimi paylaşmak ve üzerinde düşünmek istedim.

Forumların hepsinde katılımcı ve çoğulcu bir demokrasi yürütülmeye dikkat ediliyor. Bu tür bir demokrasinin problemli bir yapısı var; niceliği niteliğe yeğliyor oluşu. Bu 'simulasyonlardan' önemli dersler çıkarmak gerekli olduğunu düşünüyorum. Hem toplumsal, hem kişisel alanlarımızda üzerinde çalışılması gereken dersler bunlar.

Gezi parkı sürecinden sonra Duran Adam ile bir durup nefeslendik, yitirdiğimız kişiler ve değerlere saygımızı gösterdik. Ve sonrasında bir narın dağılması gibi konuşma tohumları tum şehre, hatta ülkeye saçıldı, her semtte forumlar yapılmaya başlandı.

sustainability-democracyForumlarda yaşam alanlarımız ile ilgili şikayetler ve fikirler oylanıyor, sonuçlar derleniyor. Bunlardan en çok ilgi görenlerin üzerine yoğunlaşılıyor ve belli uzmanlıklar çerçevelerinde çalışma grupları oluşturuluyor. Hukuk, IT, Sağlık, Eğitim, Kültür-Sanat gibi. Şehirlerde insanların coğrafik öbekleşmesi gibi, çalışma gruplarında da mesleki öbekleşmeler oluyor. Bu da, kendini bir meslek grubunda tanımlayan herkesin bir araya gelmesine yol açıyor. Aynı grupta çeşitli bilgi, beceri ve deneyim seviyelerine göre her kesimden insan bulunabiliyor. Bu, homojen bir dağılım yaratıyor. Bir taraftan da bir çalışma grubunun yeni katılıma açıklık ve sürdürülebilir olması da gerekiyor, çünkü gönüllü katılım sağlanan bu ortamda herkesin vizyonu ve motivasyonu değişken. Bu yüzden de gruplar, değişken bir kadroya sahip olabiliyor. Fizikle ilgili bir benzetme yaparsam motivasyonu tam ve enerjisi yüksek olanlar, grubun ivmesini ve hızını belirlerken sadece merakından gelmiş veya birkaç gün katılımcı misafir olanlar da grubun sürtünme friksiyonunu oluşturuyor. Hem yeni katılanlari bilgilendirmek, hem de varsa eksik bilgilerini kapatmak, bu ters gücü oluşturuyor; duruma gore bunun üzerine deneyimsizliğin getirdiği amatörlük de eklenebilir. Burada entropi kanunu devreye girecektir; dinamik olanlar yavaş olanlardan ister istemez etkilenecek ve yavaşlamaya başlayacak. Gruba yeni katılımlar ve ayrılmalar da düzenli olduğu sürece bu değişken kadro, oluşan büyük enerjiyi zamanla eritmeye başlayacak.

Seviye niteliği gözetmeyen bir gruplaşma, bir sonuç üretmekten uzaklaşan bir sürece yol açıyor. Burada önemli bir gereklilik, vizyonu-amacı korumak ve katılım miktarı ile deneyime gore grup içindeki dağılımı düzenlemektir.

Forumlarda her seviyeden, her deneyimden çeşitli insanlar bulunuyor. Her gün yenileri katılıyor, bazıları yorulup çekiliyor. Bazılarının geçmiş deneyimleri o kadar kabarık ki, ayrıca oturup dinlemek gerek. İnsanların birilerinin kendisilerini dinlemeye ihtiyacı çok fazla. Niyetlerinin iyi olduğuna şüphe yok, ama bu kadar çok deneyim, bazen de ayağın tökezlemesine sebep oluyor. Deneyim, kişinin kendini var ettiği, kendisini fonksiyon olarak gerekli-makul kılan bir araç haline geliyor. Deneyimi, kişinin kendisini aradan çıkarıp kullanmak en yararlısı, ama nedense deneyim, her zaman kişiyle kopmaz bir bağ ile geliyor.

Kabile mantığı, efektif bir çözüm olabilir. Bir kabile, sadece işlevsel olarak gerekli üyeleri barındırır, daha fazlasını almaz, büyümez. Amacı ve vizyonu belirlidir. En az katılımla en çok verimi elde etmeye odaklıdır. Gerekirse kabileyi idare eden, kabilenin iyiliği icin bazı kararları hızlıca belirleyerek işleri kolaylaştırır, çünüu topluca alınacak her bir karar, çalışma süresinden çalınmış saatlerdir. Ama bu, kabilenin tam güvenini gerektirir. Yönetmek, hizmet etmektir. Bu konumu üzerine alan birisinin yöneten değil, en büyük hizmeti eden olduğunu unutmaması ve kişisel ya da amaçsal ilüzyonlara kapılmaması çok önemli. Bu liderlik, kişisel istekler devreye girerse dayatmacı bir hale gelebilir.

Kabile mantığının en önemli noktası, hatta omurgası da, ben değil, biz olarak var olmasıdır. Kimse, kendini sunmak için kararları manipüle etmeye kalkmaz, bunun işleri yokuşa süreceğini, vakit kaybı olacağını bilir. Bu, herkesin kendi değerlerini iyi bilmesini, yapamayacağı şeylere girişmemesini, iyi bildiği şeyleri ise kendini düşünmeden yapması, hizmet etmesini gerektirir. Forumlarda diğer bir problem de zaten bu; insanların egosu o kadar belirgin ki, ortak çalışmayı zorlaştırıyor, hatta kırılmalara yol açıyor. Bu, hırslı, habis cinsten olmasa da sebep olacağı sonuçlara bakarak en azından habis olan ego kadar olumsuz etkiye sahip. Bir ortamda ego olduğunda işlerin çatışmalar dolayısıyla yavaşlaması ve hatta durması söz konusu. Şirketlerde başarı, çalışanların biz olgusunu sahiplenmesi ama bireysel olarak da ödüllendirilmesi temeline dayalı. Bu, biraz değiştirilmiş bir ödül-ceza sistemi aslında, ama kabile sisteminden işe yarayan kısımları, sonuç yaratmak için başarılı bir şekilde dahil etmişler. İlla ödül-ceza karşıtlığında düşünecek olursak ödül, bütünün rahat etmesi, ceza ise bütünün huzursuzluğu olabilir.

Diğer gözüme çarpan problemler, bu yapıların iletişim problemleri yaşamaları ve enerjiyi sürekli bazı yürüyüş ve eylemlerle tüketmeleri. Bu eylemler, motivasyonu ayakta tutmak ve ses duyurmak için yapılsa da artı değer üretme, çalışma enerjisini harcıyorlar. Bir eylem, güçlü ve tek vücut olarak yapıldığında etki yarattığı görüldükten sonra niye hala her forum, çevreden 2-3 forumu daha katarak kendi başına yürümeye çalışıyor ki? Hele de artık değiştirilemeyecek meselelereyse konu, iyice vahim bir durum oluyor.

Sağlıklı olabilecek çözümleri aslında yazının içine serpiştirdim; ama özetleyecek olursam:

  • Fonksiyon odaklı ihtiyaca uygun en küçük gruplaşmalar
  • Deneyim ve bilginin kişiselleştirilmeden kullanılması
  • Kişinin vasıflarını iyi bilerek beklentisiz sunması
  • Gruba ve bütüne hizmetin tek öncelik olması
  • Yavaşlatabilecek tüm etkilerin tespiti
  • Hızlandıracak bazı kararlar için çoğulcu oylama yerine güvene bağlı teslimiyet
  • Liderlik edenin bir hizmet eden olması