/ genel

Hangisi gerçek?

Hepimiz rüya görüyoruz, bazıları buna bilinçaltına süpürdüklerimizin ortaya çıkması der, bazıları da başka açıklamalar bulmaya çalışır. Bazen çok gerçek hissettiren rüyalar da olabilir bunlar; uyanırız, ama gerçeklik algımız kaymıştır, bir süre kendimizi toparlayamayız.

Rüyadaki bedenimizle gerçekteki arasında belirgin bir bağlantı bulunuyor, bunu da biliyoruz. Ergenlikteki erotik rüyaların nasıl etkileyici olduğunu herkes bilir. Korkularımız baskın olduğunda nasıl nefes nefese uyandığımızı da biliyoruz. Bazılarımız biraz meraktan rüya üzerinde farklı yöntemler denemiştir; rüya içi farkındalık ve karar vermeyi geliştirerek rüyayı yönlendirmeye çalışmak bunlardan sadece biri. Rüyadaki haller bazen o kadar önemsenir ki bunları eğlencesine dahi olsa yorumlamak çoğumuzun ilgisini çeker. Oysa bu aynı zamanda psikoloji biliminin de bir alanı. Rüyaların duygusal ve mental olarak bizi etkilediğı bir gerçek, rüyadaki stres ve duyguların bedenimizde adrenalin ve türlü hormon ve enzimleri salgılatması da bir diğer gerçek. Ama rüyaları geleceği tayin etmek için kullanmaya çalışmak ise bir cetvelle renk ölçümlemeye çalışmak gibi bir durum. Belirsiz geleceğimiz hakkında ufacık bir olasılık göstermesi için ne çok can atarız oysa. Bu psikoz, bizim rüyaya ya da kahve artıklarına yapıştırmaktan vazgeçmediğimiz onlarca yanlış yorumlamadan sadece biri.

...

Evrende herşeyin bir fonksiyonu olduğu düşüncesinden yola çıkarsak, muhtemelen evrenin bizim geleceği görmemiz için rüyaları sunmuş olması gibi kibirli ve insan-merkezli bir çıkarımın saçmalığını anlayabiliriz. Elbette rüyalar, bizim birikimlerimizin yansıması; ama rüyalardan geleceği görme çabası TV'de yayın olmadığında karşılaşılan gri parazit görüntüsünde resim bulmaya çalışmak kadar saçma bir hareket olur. Emin olabilirsiniz, çocukken uzunca bir süre bunu denedim ve bir sonuç bulsaydım mutlaka haberiniz olurdu.white_noise

Rüya olgusunun bize göstermeye çalıştığı çok farklı bir algılama biçimi var ve genellikle bunu hep göz ardı ediyoruz. Rüyada da bedeni hissediyoruz, rüyada da acıyı ve orgazmı yaşıyoruz. Ve emin olun, bu bedenimiz kadar gerçek duygular bunlar. Rüyadan gözyaşlarımla uyanmam ne kadar yalan olabilir ki? Oysa rüyamızda bedenimiz olduğunu düşündüğümüz bu varlık, genellikle kıpırdamıyor. Buradan (rüyadaki) bedenin zihnimizde oluşturduğumuz bir kopya olduğu düşüncesini hepimiz düşünmüşüzdür. Peki hangisinin kopya, hangisinin gerçek olduğunu neye dayanarak söyleyebiliriz? Daha gerçekçi olması mı? Bunu ölçtüğümüz kriterler ne, daha gerçekçi acı ve zevkler mi? Yoksa daha gri bir yaşam mı gerçekçiliğin ölçütü? Kazandığımız para mı, edindiğimiz mal-mülk mü? Hepsi bir anda yok olabiliyorsa gerçek diyebilir miyiz ki onlara? Ya da ilişkilerimiz mi ölçüt? Ama onlar da kalıcı değil ki? Belki 3-5 gün, belki aylar, belki onlarca yıl sürüyor. Ama bir gün bitiyor ve o çok sevdiğımiz insan, yaşamımızdan öyle ya da böyle, isteyerek ya da doğallıkla çıkıp gidiyor. Oysa biz, o ilişkiyi de sonsuza kadar sürecek gözüyle görüyorduk. Kalıcılık bir ölçüt olamayacağına göre belki yaşanılan duyguların şiddeti diyeceğim, ama bazen rüyalarda yaşamdakinden onlarca kez güçlü duygular yaşamışımdır. Bu durumda hangisi daha gerçek? Demek ki şiddeti de bir kıstas olamıyor. Nedir o zaman bize hangisinin gerçek olup olmadığını gösterebilecek değer? Mahkemede ek delil olmadan iki karşıt tarafın iddiasının birbirini dengelemesi ve bu yüzden bir sonuç oluşturamaması gibi, rüya ve bu gerçekliğin ayrımında da bir denge var. Ve maalesef bilim, hangisinin daha gerçek olduğunu her iki alan içinde de kabul edilebilir bir gerçek delille sunamadığı sürece bence her ikisi de eş düzeyde yalan. Bu tezin ışığında baktığımızda da tek gerçeklik zihin ve zihnin bir gerçekliği algılaması için beden bir 'arabirim', bir yorumlayıcı oluyor. Böyle bakınca birden çok farklı bir algıya, dreams_reality_girlbakış açısına ulaşıyoruz. Bedensel acılar, zevkler, tatminler ve ihtiyaçlar, endişe ve korkular, hepsi bedenin bulunduğu düzlemle ilişkisini güçlendiren birer araca dönüşüyor. Elbette bir gerçeklikte kalmak için o gerçekliğin araçlarını kullanmak doğrudur, o düzlemi güçlendirmek için bunlara sarılabiliriz. Ama bir kere her iki tarafın da bir ilüzyon olduğunu düşündüğümüzde -sizi bilmem, ama benim için- büyük bir merak ejderhası, uyandığı uykudan uyanmaya başlar. O noktada ya çeşitli araçlara -seksin dozunu artırmaya, alkole, uyuşturuculara, antidepresanlara- sarılır ve kendimizi bulunduğumuz gerçekliğe çivilemeye çalışırız ya da ürkek adımlarla belirsizliğe adım atmak için yol-yordam ararız. Meditasyon ve bu yolu öncesinde yürümüş iyi bir rehberle çalışmak bunun için iyi bir araç.