/ genel

Karmayı Öğrenmek İçin Çok Uzağa Gitmenize Gerek Yok!

Budizm ve hinduizmin aşırıya kaçmış otantizmiyle bağlantılı bir spiritüellik furyası aldı başını gidiyor. Yok çakram açık mı, yok karmam temiz mi, yok eter-astral bedenim şunu algıladı diye pek çok söylem, pek çok pop ifade duyabilirsiniz çevrenizde. Aslında bunların 19. yüzyılda emperyalist ülkelerin oryantalizminden pek farkı yok. Bilirsiniz belki, Osmanlı'nın Harem geleneğini duyan Fransızlarda harem ve odalık meselesi aşırı abartılmış, gerçekte olmayan tonla harem fotoğrafı el altından entellektüel erkeklerin rüyalarını süslemiş, ressamlar da hayallerinde tasvir ettikleri haremi resimleyip durmuşlar. Odalık konusu bile düşlerini süslemiş, bunu bir alt-kültür olarak yaşatmaya bile çalışmışlar. Benzer bir durum, uzakdoğu kültürleri için de geeçerli, II. Dünya savaşından itibaren başta Japonya, sonra Vietnam ve diğer çekik gözlülerin ülkesine ayak basan Amerikan askeri, nereye düştüğünü şaşırmış, birden kendilerine hurilerle çevrilmiş bir cennette olduklarını sanmış. Aslında bu tavır, batı toplumlarında Amerika'nın keşfine kadar varıyor, farklı bir toplumla karşılaşan batılı kültür, kendi toplumundaki renksizlik ve banallikten birden o toplumun kültürünü sömürmeye başlıyor. Bu 'aşağı' toplumun erdem dolu bilgilerini özümsese hadi neyse, kendisi konuya salt bedensel baktığında karşılaştığı egzotik bedenleri, ekonomik olarak baktığındaysa tüm kaynaklarını hortumluyor. Karşılaştığı tüm toplumlar da gönlü bol, paylaşmayı seven, sevecen insanlardan oluşunca bundan en çok kazanan elbette batılılar oluyor yine. Ama her ne kadar çabalansa da güneş her zaman doğudan yükselir, batıdan batar. Batılılar, nimetler, zenginlikler ve bilgeliğe her zaman da aç olacaklar sanki.

Batıyı benimseyen ülkemizde de son zamanlarda çok güçlü bir batılı kompleksi oluştu, Özal döneminden beri bu maalesef böyle. Batıyla doğu arasında duran ve kendisi yeterince zengin olan bu ülke, niyeyse zamanla artan şekilde batılı oryantalizmini benimsedi. Eksik bir bilgi ve bilinçle hortlatılmaya gayret edilen Osmanlı dönemi ihtişamı, İstanbul'da çeşitli görsel şekillerde yansıyor, diziler, o dönemleri tek yanlı olarak yansıtıyor, yeni kurulan yerleşim birimleri dahi bu oryantalizmle sunuluyor. Aynı bakışın benzer bir hali de spiritüel konularda söz konusu. Bulunduğumuz coğrafik konum açısından daha batıda olduğumuzdan mıdır nedir, Budist ve hindu geleneklerinin sadece yüzeyde görünen kısımlarını alıp günümüzü süslendirmekten pek keyif alıyoruz. Herkes aldı başını bir hint öğretileri, uzakdoğu sporları, Rus şifacıları, Çin'li ustadır gidiyor. Bunların içeriklerini özümseyip alsak ne ala, ama yaptığımız batılının ucuz oryantalizminden başka birşey değil ki!

Karma'dan bahsedip duruyoruz, hangimiz her hareketimizi ve hatta düşüncemizi karma ışığında tartıyoruz ki? Karmayı evrensel bir günah sistemi olarak kabul etmişiz bir kere. Karma diyoruz, aslında kastettiğimiz yine müslümanlığın -ve tüm dinlerin- cezalandırma üzerine olan mekanizması. Korkuyla yönetilmek istiyoruz çünkü. Sebebi de bir şekilde büyük sorumluluğu, bizden başka birinin, dinin, dinin temsilcisinin veya tanrının üstlenmesi, bizimse itaat ederek verilen buyrukları yerine getirmemiz. Bunun, tam teslimiyetten farkı nedir ki? Sorumluluk almadığımız sürece, sorumluluğu başka unsurlara teslim ettiğimiz sürece kendi ipimizle kuyuya inemeyiz. Bu da bizim en güzel kaçma bahanemiz zaten. E, zaten bu kuralları, bu sistemi, bu dini yaratan bunlardan sorumlu. O, işini daha iyi yapsaydı.

Peki nedir bu karma? İnternette ve sayısız kitapta karma üzerine tonla yazı bulabilirsiniz eminim. Zaten yazılmış olanı anlatacak da değilim. Bunu, yaşamımızda nasıl göreceğimizi düşünmemizde fayda var. Karma, aslında bizi bu samsaraya bağlayan en önemli mekkanizma. Reenkarnasyon kısmına girmeyeceğim, herkes yeniden doğuma inanmayabilir; zaten o konuda konuşabilmem için de pek bilgim yok açıkçası. Karma, şu andan itibaren yaşayacağımız yaşamı da belirler. Şu anımızı nasıl geçmişteki düşüncelerimiz, duygularımız ve eğilimlerimiz belirlediyse bu gün neler düşündüğümüz, neler hissettiğimiz, neleri tercih ettiğimize göre önümüzdeki yaşam şekillenir. Bunu sanırım daha kolay şöyle anlatabilirim; bir iş yerinde çalıştığınızı farz edin. Bazı durumların sonucunda olayların seyri, yaptığınız işin kalitesi nin sorgulanmasına varıyor. Bu noktada hisleriniz neler olacaktır? Bu konuları size açan kişiye karşı bir tavır, bir agresyon mu geliştirirsiniz, meselenin sizde yarattığı endişe yüzünden stres mi olursunuz, tavır alıp kendinizi kapatır ve o işe soğuma mı yaşarsınız? Bunların hepsi de olabilir, başka seçenekler de olabilir elbette. Ama bu gri buluttan kendinizi sıyırmayı başarabilirseniz tam bu noktada hissettiğiniz şeyin sizi dönüştürdüğünü, belli bir duygusal forma girdiğinizi görürsünüz. Duygularınız, size fark ettirmeden bilinç altınızı da yönetecektir. Girdiğiniz bu hal, sonraki zamanlar için bir tortu bırakacaktır. Artık yansız değilsiniz, belli bir yönelimli bir duruşunuz, bir teyakkuz durumunuz var. Bundan sonra aynı işte ya da başka bir işte ya da sosyal hayatta da benzer bir konu tekrar söz konusu olduğunda tetikte olacak, daha kolay alınacaksınız. Bu da bu oluşturduğunuz duygusal formun, yaşamınızdaki her alanda uygun şartlar söz konusu olduğunda benzer ve daha sertleşen tepkiler vermesini sağlayacak, sizin yaşamını yönlendiriyor olacaktır.

Evet, karma öğretisi, -tüm mistik ve metafizik taraflarını bir kenara kaldırsak dahi- yaşamımız içinde pratik olarak bulunuyor. Yaşamımızı bariz eşkilde yönlendiriyor ve kararlarımız, bu 'duygusal ve düşünsel formun' ışığında yönlendirilmiş oluyor. Siz hala kararlarınızda özgür olduğunuzu mu düşünüyordunuz? Kendi yaşamınızı bu kadar basit ve bariz şekilde aslında pek de istemeyeceğimiz bir akışa teslim ediyorsunuz. Bunu aşabilmek için tek aracımız farkındalığımızı güçlendirmek (ve bir noktadan sonra da buna ihtiyaç duyan insanlara güçlendirmeleri için yardımcı olmak). Elbette karma sadece bu değil, etki-tepki, bu samsarada bulunmamızı, buraya yapışmamızı sağlayan en büyük araç; bunlar ışığında karma öğretisinin ve karmanızın ne olduğunu da düşünmeyi size bırakıyorum. Duygusan ve düşünsel formumuza etki eden her durumu düşünüp tartabilme becerisini kazanmak, pek kolay olmayan ama aynı zamanda bir o kadar da keyifli bir yol.