/ genel

Kristaldeki Yansımalar

Hatırlamak… hatırlanmak… Herkesin var olması buna dayalı sanki.

river_deltas_142Bir süredir takip ettiğim, samimi ve içten blog'unu okuduğum ve benzer yollarda yürüdüğüm bir kişi vardı, Defne Suman. Yoga ile ilgilenen çeşitli arkadaşlarım vardı, ama Defne'nin dingin duruşu, bana hep daha yakın gelmiştir. Defne'nin bloguyla aslında ilk tanışmam, çok sevdiğim dostum Güneş vasıtasıyla oldu. Ondan ders almıştı ve dikkatimi ilk orada çekti, ara ara girer, sessiz bir izleyici olarak dönüşümünü izlerdim. Zamanla yorumlardan giderek mesajlaşmalara yöneldik. Son yazdığı yazıdaki bir detayla herşey bir anda değişti; 25 sene kadar önce aynı apartmanda, bitişik bloklarda yaşadığımızı ve birlikte oyun oynadığımızı anımsadık. Aradan 25 koca yıl geçmiş, nehirler, farklı şekillerde akmış, ama yine de iki nehir benzer yönelimler geçirmiş ve yine birbirlerini fark eden bir noktada buluşmuş. Yaşamın ne kadar büyük, ne kadar da küçük olduğunu aynı anda fark ettiğim kısacık bir zaman dilimi…

Screen Shot 2013-11-05 at 02.43.15Defne, çok net bir şekilde hatırlıyordu o zamanı. Bende biraz daha flu, ama sonra belirginleşen şekilde oldu. Sonra düşünceler biraz daha taşıdı beni. Yaşamımızda ne kadar çok insana bir araya geliyoruz, bazısı gidiyor, bazısı bir süre daha kalıyor. Ama hepsi, bizim birçok yansımamızı, birçok kendi bakışlarından filtreleyerek hatırlıyor. Bir kristal parçasından bakınca onlarca yansımanın, ışık kırılmasının gözükmesi gibi. Farklı şekillerde izimiz düşüyor belleklere. Ve bunu, bu izleri kontrol edemiyoruz, şekillendiremiyoruz. Bir şekilde düşüyor, kayda alınıyor ve o kişinin düşünceleri ve duygularıyla, kısacası varlığıyla da harmanlanıyor. Harmanlandığında o izler, bizim parçamız mı? Hayır, biz sadece o izin başlatıcısıyız, ama o yansıma, o bellekte, o bünyede devam ediyor. Kah seviliyor, kah nefret edilebiliyoruz; bazısında niyet etmiş olsak da hiç etkimiz olmuyor, bazısında istemeden tüm yaşamını değiştirecek dokunuşlarda bulunmuş oluyoruz. Ama yine de biz değiliz, o yansıma. İstesek de istemesek de harmanlıyoruz, harmanlanıyoruz. Rengarenk bir nehre bir şekilde rengimizi katıyoruz.

Sonra tekrar düşünceler akmaya başladı. Kişi olarak, bir insan olarak, bir varlık olarak düşünür oldum. Sonra bunların da anlamı, var olduğuma inanmakla belirginleşen birer durum olduğunu düşündüm. Ben yaşamı bu şekilde algıladığım için yaşam bu şekilde. Başka birisi, yaşamı kendi bakışında algıladığı için o yaşamı yaşıyor. Ben, yaratıcıya tüm var oluş, evren ve uzakdoğu düşüncesiyle tao olarak baktığım için onu yaratmış oluyorum. Bir saniye. Ben mi tao'yu yarattım az önce? Yanılıyor olmalıyım?! Hem benden çıkıyor, hem de beni kapsıyor. Benden önce de vardı, benle de var. Benden önce? Hem onun parçası, hem o, hem de onun yaratıcısı olmak. Onu öyle düşündüğüm için o öyle. Ve yine de ben onu düşünmesem de, anlayışım o seviyede olmasa da var.

Nehirler… Milyonlarca nehir akıyor. Bazen birbirine değiyor, bazen kesişiyor, bazen birleşiyor, bazen de ayrı ayrı akıyor. Ama nehir mi hakikaten bunlar? Yoksa gerçekliğini unutan ve aralarına kara parçaları serpiştirilen bir bütün deniz mi? Akıyor mu? Durgun bir şekilde mi? Baktığımız mesafeye, açıya ve zamanı algılama biçimimize göre değişir. Başı sonu belli bir yaşam mı yaşıyoruz yoksa bütünlüğümüzün içine varolduğumuzu sanmalarımız mı serpiştirilmiş (ya da serpmişiz)? Hepimiz aynı suyu taşıyoruz, ama bir o kadar da birbirimizden farklıyız. Yine de hep diğer insanlarda kendi yansımamızı arıyoruz. Aradığımız bu yansımayı da kendimizi var edecek şekilde düzenliyoruz, manipüle ediyor ve aynadaki görüntümüz bizi memnun edene kadar uğraşıyoruz. İnandığımız şekilde olmalıyız zira. Görünmeyi istediğimiz şekilde görünmeliyiz. Başkalarına değil, kendimize. Kendimizi inandırmak, en önemlisi. Bu deli uğraşını biraz bıraksak, aktığımızı, değiştiğimizi, dönüştüğümüzü göreceğiz. Bu da ürkütücü; kendi gerçek varlığımızdan olduğumuzun kat be katı olabileceğimizden korkuyoruz.

Bu dantel dokulu algılayış… bir sis kadar narin ve değişken, herşeyi kapsıyor. Çok 'lezzetli' diyebilirim, büyüleyici. Gözü açık tutmakta fayda var, her adımda suda bir ayak izimizi bırakıyoruz.