/ çeviriler

Küçük ve Büyük Zihin Halleri...

Aydınlanmaya kim olduğumuzun, ne yaptığımızın, alışkanlıklarımızı ve döngülerimizi tanımadan, memnuniyet ve neşe olmadan erişmenin mümkün olmadığı söylenir. Kendimize şefkatle yaklaşmak ve koşulsuz-şartsız bir arkadaşlık geliştirmemize tibet dilinde maitri denir.

İnsanlar, bunu sıklıkla kişisel gelişim veya kişiliğin inşası ile karıştırabiliyor. Kendimize iyi davranma konusunda o kadar kendimizi kaptırabiliriz ki, bunun insanlara etkisini göremeyebiliriz. Hatalı bir bakışla maitri'yi sonsuz mutluluğun arayışı olduğunu, reklamların baştan çıkarıcı şekilde ifade ettiği gibi yaşamımızın sonuna kadar iyi hissedeceğimizi sanabiliriz. Sırtımızı pohpohlayıp "Sen en iyisisin", "bundan daha iyilerine layıksın", "Endişelenme, herşey daha iyi olacak" demek değildir. Bu, kişinin kendini aldatmasının giderek hassaslaştığı, bunu ortaya çıkarmanın sabırla devam ettiği bir süreçtir.

Maitri’yi farklı kılan, bir sorunu çözmeye çalışmamamız. Acıyı yok etmek için çabalamıyoruz ya da daha iyi bir insan olmaya da çalışmıyoruz. Bunun temelinde, olanların ne bir başlangıç ne de bir son olduğunu anlamak yatar. Sadece zamanın başından beri yaşanan olağan insan deneyimlerinin aynısını yaşıyoruz. Düşünceler, duygular, ruh halleri ve hatıralar gelir ve gider, şimdiyse hep buradadır.

Tatsız olan şudur ki, onaylanmayı beklerken onaylanmayı çalışırız. Sert davranışlara kapıldığımızda sertliği çalışırız. Bir konuyu ne çok çalışırsak bu vasıflar giderek güçlenecektir. Kendimize ve başkalarına acı verme konusunda birer uzman haline gelmemiz ne acı. Bu noktada nezaket çalışmalı ve bırakmayı öğrenmeliyiz. Her ne oluyorsa buna karşı meraklı bir tutumla yaklaşarak olduğundan daha büyütmeden karşılayabiliriz. Kafa karışıklığının gücüne karşı savaşmak yerine onu kabullenebilir ve bu sayede rahatlarız. Bunu keşfettiğimizde berraklığın da daima orada bulunduğunu fark etmeye başlarız. En talihsiz insanın başına gelebilecek en kötü olayın ortasında kendimizle yürüttüğümüz en sert diyalogda bile açık alanı bulabilmek mümkündür.

Kendimiz hakkında bir imgelemi her zaman yanımızda taşırız. Buunu ifade etmenin bir şekli, ona “küçük zihin” adını vermek olabilir. Tibet dilinde buna sem de denebilir; zihin için kullandıkları sayılı farklı ifade bulunuyor. Ama bunlardan ikisini bilmek bize yardımcı olabilir; sem ve rikpa. Sem düşüncelerin hareketli halleri, kendimiz hakkında bir imgelemi oluşturan bir konuşmalar nehrine benzetilebilir. “Rikpa” ise kelime anlamıyla zeka veya parlaklığı ifade etmektedir. Planlamarımızın ve endişelenmelerizin, tüm dilek ve isteklerimizin, her türlü seçme ve tercih etme alışkanlıklarımızın arkasında rikpa’nın sonradan yaratılmamış bilge zihni daima durur. Kendimizle konuşmayı bıraktığımızda rikpa sürekli oradadır.

Nepal’de köpekler gece boyunca havlar. Yaklaşık yirmi dakikada bir hepsi birden susar ve ortalık sessizliğe bürünür; o sessizlik anında büyük bir rahatlama yaşanır. Sonra tekrar havlamaya başlarlar. Sem küçük zihni de buna benzetebiliriz. Meditasyon yapmaya başladığımızda köpeklerin havlamasının asla kesilmeyeceğini sanırız. Bir süre sonra kısa boşlukları fark edebiliriz. Zihnimizdeki söylenmeler, terbiye isteyen vahşi köpekler gibidir. Onları dövmek ya da taş atarak susturmaya çalışmak yerine onları sevecenlikle terbiye etmeye çalışabiliriz. Düzenli şekilde onlara şefkatle ve gereken hassasiyetle yaklaşırsak zaman içinde sakinleşmelerine fırsat veririz. Birkaç ufak komutla sandığımızdan ne kadar fazla bir açıklık sağladığımıza biz bile şaşırabiliriz.

Elbette fondaki gürültü devam edecektir. Köpeklerden kurtulmaya çalışmıyoruz. Ama rikpa’nın ferahlığını tatmaya başladığımızda her alana sızmaya başlayacaktır. Bu ferahlığın bir pırıltısını dahi yaşadığımızda bunu kendimize şefkat ile beslemeye başladığımızda genişlemeye başlar. Pişmanlıklarımızın içine sızar. Korkularımızın içine sızar. Olgular ve kendimiz hakkında inandığımız tüm görüşlerin içine sızar. Hatta bazen yaşamın bir rüya olduğu izlenimine bile kapılabiliriz.

PEMA CHÖDRÖN - “When Things Fall Apart” kitabından çevrilmiştir.