/ açgözlülük

Zaman Üzerine -2-

Bir hindistan cevizini elde etmek uğruna yakalanan o maymunu bilir misiniz? Uzakdoğuda maymun yakalamanın en kolay yolu, bir kafesin içine hindistan cevizi koymak ve sadece elinin girebileceği bir açıklık bırakmaktır. Maymun, kafese elini sokup cevizi eline aldığında elini çıkaramaz, çünkü elindekini bırakmak da istemez; tüm bilinçli varlıkların en büyük zaafı olan açgözlülüğüyle yakalanmıştır.

Günümüzü çalışarak geçiriyoruz. Aldığımız maaşlar, belki aylık ihtiyaçlarımızı karşılıyor, belki de sürekli gelecekten yiyerek birer köle haline geliyoruz. Elbette bu kafesin içinde mutlu öten kuşlar gibi özgürlüklerimizden, bu yaşamın bir barınak oluşturmasından, güvencelerimizden bahsedebiliriz. Tatillerimiz dahi programlanmış; 15 günlük bloklar halinde yaşanıyor ve tatil mekanları da buna göre düzenlenmiş. Bunun dışına çıkmaya çalışmak sadece maddi veya sosyal olarak sarsılmayla sonuçlanıyor. Bilirsiniz, Galileo öncesi kilisenin de kabul ettiği görüş, Dünya'nın düz bir satıh-disk halinde olduğu ve bir yönde yeterince seyahat ederseniz boşluğa düşeceğiniz idi. Tatilinizi biraz uzun yapmak isteğiniz gibi düzene uymayan hareketler, bu sınırlara doğru seyahat olarak algılanıyor. Kazandığınız parayı elnize alın ve ona parasal değerinden uzak bir onje olarak bakmayı deneyin. Bir kağıt ya da metal parçası. Temsil ettiği değerinse ülke rezervlerinde altın olduğu söyleniyor. Ama bir bakıyorsunuz ki, ülke rezervinde o kadar altın bulunmuyor. O zaman bu kağıt parçasının temsil ettiği gerçek değer ne?

Parayla alınan başlıca ürün, zaman. Mağazaya gidip alışveriş ettiğimizde aslında o ürünü merkezinden almaktan tassaruf ediyoruz. Ekmeği aldığımızda ara aşamalarıyla uğraşmak istemiyoruz. Buğdayı tarlada yetiştirmek, büyüdüğünde alıp öğütmek ve un haline getirdikten sonra pişirmek... Bunların hepsi zaman (ve deneyim) ayrılan işler. Süt aldığımızda inek yetiştiremediğimiz, süt verdiği zaman orada olamadığımız, onu sağamadığımız ve ürünü zamanında tüketemediğimiz için marketten ambalajı içinde alıyoruz. Her ürün için bu mantığı devam ettirebilirsiniz. Bu yüzden aslında alışveriş yapılan tüm mekanlar, parayla temsil edilen zamanın ihtiyaçlarla değişildiği noktalar. Zamanımız olmadığı için bu noktalardan yararlanıyoruz, ama zaman kazanmak için de zamansızlığı seçerek tüm vaktimizi bir işverene teslim ediyoruz. Bunun dışında kalan sürelerimiz de üreyerek yeni üreticiler doğurmak, gereken minimum dinlenmeyi sağlayarak düzenli çalışabilmeyi garanti etmek, spor-hobi gibi konulara vakit ayırarak beden ve kafanın sağlıklı işlemesini sağlamak üzerine kurulu. Ha, bir de TV izlemek var ki, temelde amacı hipnoz aracılığıyla seçimlerimizi etkilemek. Ama orada dahi neler seçileceği belirli, Bir kümede kırmızı, mavi ve yeşil renkli toplar varsa sarı isteyeceğiniz önden tanımlanmadığından siz de o seçimi yapamaz halde oluyorsunuz. Ortada dolaşan ürünler, bir şekilde insanın elde edebileceği her tat, renk, kokuyu içeren ürünler. Tanımlanmış bir kümeden seçim yapmamız bekleniyor ve buna da seçim özgürlüğü gibi şık isimler veriliyor. Bu döngü her talebe ve her alana genişletilebilecek kadar kapsamlı.

Biraz da üst katmanlara bakalım; orada da sistem içerisinde bir yer edinerek daha büyük 'hayalleri' gerçekleştirmek isteyen bir tabaka var. Maaş karşılığı çalışan kesimden daha büyük riskleri aldıkları söylenir. Aldıkları risk, kişisel bir risk olmuyor, kriz durumunda şirketlerinin varlığı masaya yatırılıyor. Çalışanlara bazı işler karşılığında maaş veriyorlar; bu sayede aslında fikirlerini ellerindeki sermayeyle ödedikleri maaşlar üzerinden gerçekleştiriyorlar. Yine baştaki zaman birimiyle bakarsan aslında para (yani zaman satın alma sözü) karşılığında işlerini gerçekleştirecek işgücünü aynı anda çalışacak şekilde satın alıyorlar. Şirket, paralel bir çalışma ortamı yaratarak aslında bir zaman diliminde bir kişinin on, hatta belki de yüz zaman diliminde yapabileceği işi yapmış oluyor. Akışkan sıvılar ve fizik gözüyle bakarsak bu şekilde zamanı, normal akış değerinden daha yoğun akıtarak bir işin değerini arttırmayı sağlıyorlar. Zamanla ilgili tek bir insanın var edebileceğinden çok daha güçlü bir debi yaratarak bir değer oluşturuluyor. Feng shui de aslında su ve rüzgar akışını bereketle paralel görür. Bir işyeri, zamanı damıtarak daha güçlü bir bereket yaratmaya çalışır. Haliyle birilerinin damıtılacak zamanı kazana koyması gerekir. Karşılığında da ihtiyaçlarının karşılanacağını bilmesi genellikle yeterli gözükür. Daha büyük ihtiyaçlarının hepsi, erişebileceği şekilde bir katalogda yer alır. Bunları almak için ödemesi gereken zaman, çok büyük olduğunda banka gibi sistemler, normal (ya da ekstrem) hayalleri için imkan sağlar. Aşırı uçtaki hayaller ise mutsuzluk yaratır diye önerilmez, caydırılır. Bankanın yaptığını da aslında zaman birimi üzerinden görebiliriz. Parayla temsil edilen zaman ödemelerini toplar ve daha büyük bir güç yaratır. Düzenli zaman bağışlama sözleri karşılığında size hayallerinizden bir tutam verir. İşyerinde aldığınız maaş, ancak günlük hayatınızı idame ettirebilecekken hayalleriniz de devreye girdiğinde gelecekten zamanınızı günümüzde harcamaya başlarsınız. Zaten bankaların en acımasız yanı, henüz yaşamaya başlamadığınız zamanları hayalleriniz karşılığında sizden almış olmasıdır. Aslında hayaller, diğer bir ifadeyle beklentiler ya da daha net bir ifadeyle açgözlülük, bu düzene isteyerek bağlanmamıza yol açar.

Beslenmek için daha üstün bir zekaya yenik düşen bir maymundan farkımız kaldı mı? Biz de hayallerimize olan açgözlülükle yenik düşer ve aslen değeri olmayan paralar karşılığında hizmet vermeye başlarız. Hayaller ne kadar büyük olur da bunları gerçekleştirme isteği de ne kadar güçlü olursa bu düzene bağlılığımız o kadar güçlü olur. Sadece evime, aileme bakayım, güvencem, sağlığım, yiyeceğim eksik olmasın, biraz da eğlenip yaşamımı sürdüreyim demek bile aslında yeterince güçlü bir beklenti.

Ekonominin bizi yönlendirdiği hal, insanların reel zamanlarını ya da verdikleri mesai karşılığı elde ettikleri para ile yaşamımızı sürdürebileceğimiz düşüncesine bağlanmamız. Daha üst katmanlar olan işverenler, patronlar, bankalar da beklentilerimizle beslemeye devam ediyoruz. Sistem kötü, herşeyin sebebi tepedekiler diye suçlamakla sadece bu yaratılmış gerçeklik için bir sebep bulmuş ve bu akışa itiraz eden zihnimizi tatmin etmiş oluyoruz. Düşünme eksenimizi kaydırmadığımız sürece bu gerçeklikte var olmaya devam edeceğiz. Bu konu, geçenlerde ele aldığım Zaman Üzerine yazısıyla da genişletilebilir. Zamanın olmadığı fikrinden yola çıkmıştım ve zaman-mekan ilerlemesinin gerçek olmadığında etkilerini düşünmüştüm. Bu yazıdan da zamanın yaşamın akışı değil, bir ödeme birimi olduğunu düşünebiliriz belki. Yaşamı zaman ile ölçmek sanırım insanlığın en büyük tuzağı, yanılgısı, hatası. Algılamamız gerekense açgözlülüğümüzün etkilerinin bizi nasıl oluşturduğu ve bu samsarik döngüden nasıl çıkacağımız...